Büyük bilim insanı Nikola Tesla'nın da belirttiği üzere evreni anlamak istiyorsak frekanslara ve titreşimlere bakmalıyız. Bunu daha ileriye götürecek olursak aslında evren dediğimiz bütünü oluşturan enerji sürekli titreşim halindedir ve bizim farklı olarak görlüğümüz atomlar, moleküller, maddeler, aslında sadece farklı frekanslara ve bu frekansların yarattığı harmoni ve girişimlere sahip enerji halleridir. Kuantum fiziğinin gelişimi ile evren anlayışında değişimler oluştu. Daha doğrusu geçmişe dönüş oldu diyebiliriz. Evrenin aslında aether(esir) denilen bir yapı içinde yüzdüğü yani evrende boşluk olmadığı eski bir teoridir. Fakat bu modern fizikte pek kabul görmemiştir. Ancak gün geçtikçe bulunanlar, aether'in varlığına daha çok delil olmuştur. Fakat burada problem aetherin durağan bir su gibi olmadığıdır. Aether sürekli hareket eden bir deniz gibidir yani dinamiktir ve içinde 4 temel kuvveti de barındıran bir yapıdır. Burada aether yapısının incelemesine girmeyeceğim ancak akılda bulunması açısında aether yapısı temelinde ikili bir yapıdır ve bunlar birbirine zıt davranır. Ancak beraber olmadan da var olamazlar. Bu yapı evrenin bir iskeleti gibidir ve  sürekli titreşim halindedir. İşte bu yapının farklı kombinasyonları ve sonucundaki titreşimler gerçeklik dediğimiz durumları oluşturur. Kuantum fiziği incelendiğinde her alt yapının her zaman bir çifti olduğu görülür. Hiç bir yapı evrende tek olarak bulunmaz. Daha da ilginç olanı ise çiftlerin her biri birbirine ters özellikler gösterirler. Biri olmadan diğeri olmaz, her ne boyutta olursa olsun çiftler kendi bütünlerini oluştururlar. Bunun yansımalarını hayatımızda da görebiliyoruz. Bu evrenin temel bir mantığıdır. Evrenin kendisi en ufak enerji boyutundan en yüksek enerji boyutuna dek bir bütünü oluşturan çiftlerden ibarettir. Kadın ve erkek, artı ve eksi, iyi ve kötü... Bakterileri tek cins mi sanıyorsunuz, ne yazık ki biyologlar şaşırabilir ama bakteriler tek cins değildir, elektrik alanında artı ve eksi kutuplara çekilen yapılardan oluşurlar ve bunlar ayrı ayrı kaldıklarında üreyemezler. Evren, bu  gerçeklik görüldüğünde sevgi üzerine kurulmuş gibi durur. Birbirine muhtaç tek başına olamayan yapılar, beraber olmayı bilen ve bilmek zorunda olan yapılar. Bu konuyu size bırakıyorum düşünmeniz için.  Enerjinin en temel halinden en yüksek haline, madde diye tabir ettiğimiz yapılara kadar, tamamen frekanslar ve tireşimler vardır. Etrafımızdaki tüm olayları frekanslar, bunların harmonileri ve girişimleri ile açıklayabiliriz.  Mesela bir bakır atomu belli bir sayıda proton, nötron ve elektrondan oluşur. Bu alt yapıların her biri de kendi içinde bunları oluşturan yapılara sahiptir. Protonların alt yapısı olan quarklar gibi. Bunun incelenmesi kuantum fiziğine girmektedir bu yüzden daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim. Şimdi bir de başka bir atom düşünelim mesela altın atomu. Bakıra göre farklı sayıda proton içerir. Ancak özellikleri çok farklı gözükür. Sebebi nedir? Frekans teorisine göre enerji en temel halden itibaren bir frekans ve titreşim olarak kendini gösterir, her protonun, nötronun ve elektronun kendilerine has frekansları vardır. İşte bu yapıların farklı sayılarda bir araya gelmesi bunların frekanslarının girişim yaparak belli harmoniler oluşturmasını sağlar. Bunun sonucunda her farklı madde farklı bir harmoni spektrumuna sahip olur bu da bizim fiziksel ve kimyasal dediğimiz özelliklerinin farklı olmasını sağlar. Birbirine benzer özellikler taşıyan maddeler benzer frekans ve titreşim harmonilerini yayarlar. Bazı maddeler veya enerji halleri ise birbirini etkisiz hale getirebilir. Anti-madde denilen bu madde çiftleri ise aslında birbirini sönümlendiren dalgalar üreten yapılardır. Enerjinin bu frekansla kendini ifade eden hali mikro ve makro boyutta gözlemlenen bir olaydır. Dünya güneşin etrafında belli bir frekans ile döner, canlılar doğar ve ölür, elektron protonun etrafında döner, insan her gün yemek yer, belli aralıklarla seks yapmak ister gibi. Kısaca tüm evrende tüm yapılarda davranışlar kendilerine has frekanslara sahiptir. Makro düzeyde buna oluş aralığı veya tekrarı diyebiliriz. Ancak hiçbir enerji biçimi sonsuza dek aynı frekansta seyredemez çünkü nasıl ki bir atomun içindeki yapıların frekansları birleşip ortak bir harmoni spektrumu oluşturuyorsa, ayrı ayrı olan yapılar da etraftaki diğer yapıların frekanslarından etkilenir veya onlarla girişimde bulunur, böylece onlarla benzer veya onlardan farklı yeni frekans hallerine kavuşabilirler. İnsanda bu durum davranış şekillerinde değişme olarak gözlemlenebilir. Bir kişinin ufaktan beri etkileşimde olduğu çevreden aldığı frekanslar zamanla beyinde değişik harmoniler oluşturur ve beyin bunu kendi DNA'sının frekansları ile birleştirir sonuçta kişilik dediğimiz durum oluşur. Beyin bir nevi sabit disk gibi davranıp bu bilgileri depolar ve enerji olarak güçlü olan frekanslar daha kuvvetli iz bırakabilir. Burada ilginç bir durum ortaya çıkar. Mesela toplumsal olarak yaygın bir davranış biçimini düşünelim bu davranış biçimi güçlü bir frekans oluşturarak ister istemez o toplumdaki insanların kişiliklerini etkiler. Ancak beynin değişkenlik durumunu kavrayan birisi seçici olarak davranabilir. Bu sayede baskın frekansları değil tüm frekansları değerlendirme ve dolayısıyla daha geniş bir düşünce ve kişilik haline sahip olabilir. Bu da onun evrenin harmonisine yaklaşmasını sağlar. Aslında ne kadar da fark etmeden evrendeki temel enerjinin ritmine yakınlaşmaya çalıştığımızı bir düşünelim. Binlerce yıldır ve halen şaman kültürü ile yetişen insanlar belli ritmlerle kendilerinden geçebilmekte ve evrenle bütünleşmektedirler. Gerçekte bu kişilerin elektronik müzikte kendinden geçen insanlardan ,horon teperken eğlenen insanlardan veya herhangi bir müzikte dans eden insanlardan farkları yoktur. Her şekilde ortada bazı ritmler vardır aslında beynimiz bu ritmleri algılamakta ve onunla bir uyum yakalamaktadır. İşin özü aynıdır ritm, yani belli frekanslar ile beynin iletişimidir. Peki bu ritmler neye karşılık gelir? Bu ritmler beynimizin sahip olduğu harmonik frekansların ritmleri içinde yer bulurlar. Hoşunuza giden bir müziği düşünün, neden melodisi size hoş gelir. Bir salıncak düşünün hafifçe sallanan, ve onu sürekli aynı aralıklarla iten birisi olsun, salıncak belli bir tempo ile hızlanır. Bunun gibi, müzik de içinden bulunulan duygu haline göre bizim beynimizin frekanslarını destekleyici veya bozucu etki gösterebilir.