Home GDO Ürünler Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar

Sağlık

İlaç Sektörü
Aşılar
Domuz ve Kuş Gripleri
AIDS
Nüfus Kontrolü

Tarım ve Gıdalar

GDO Ürünler
Codex Alimentarius
Administrator tarafından yazıldı   
Pazartesi, 17 Ağustos 2009 00:05
Genetİğİ Değİştİrİlmİş Tohumlar
gdo-domatesGDO Sorunu

Biyoteknoloji ve genetik alanındaki hızlı ilerlemeler, insanoğlunu canlıların doğasını anlamaya daha fazla yaklaştırmaktadır. Bu anlayış elbetteki insanlık için çok önemlidir. Ancak bilimdeki bu ilerlemeyi doğa ve insanlar üzerinde hakimiyet kurmak amacı ile kullanmak isteyen çok güçlü lobiler bulunmaktadır. Doğal olarak bu lobiler GDO (Yazılarımızda GDO: “genetiği değiştirilmiş” ve “genetiği değiştirilmiş organizmalar” anlamlarında kullanılacaktır) ürünler üreten firmalar tarafından desteklenmektedir. En büyük propaganda aracı, dünya açlığına çare olarak kuraklığa dayanıklılık, yüksek verimlilik gibi özellikler taşıyan GDO ürünlerin öne sürülmesidir. Dünyada insanları açlığa sürükleyen, gelir dağılımdaki eşitsizlik, savunma ve savaş için harcanan paralar ve diğer ekonomik sebepleri burada inceleme gereği duymuyorum. Bu problemler çözülmeden, insanlara tek çare olarak GDO ürünlerin sunulması, bize bu lobileri daha fazla incelemek için sebep olmaktadır.

GDO lobileri istedikleri kanunları ve yönetmelikleri çıkartmak için sadece politik alanda değil, ürünlerini desteklemek için bilimsel alanda da güçlerini kullanmaktadırlar. Rowett Enstitüsü'nde çalışmış olan Dr. Arpad Pusztai GDO konusunda ciddi araştırmalar yapmış olan bir bilim insanıdır. Fakat GDO patates ile ilgili 1998 yılında yaptığı ve GDO üreticilerini mutlu etmeyen bir rapor sebebi ile işinden çıkartılmıştır. GDO patateslerin fareler üzerindeki etkilerine dair yaptığı bu çalışmada farelerin çeşitli şekillerde zarar gördüğünü ortaya koymuştur. Asıl etkileyici olan ise, organizmada oluşan zararların bitkiye eklenen yeni genin ürünü sebebi ile değil, bu eklenmenin bitkinin tüm gen dizisinde yarattığı değişiklik sebebi ile olduğunu ortaya koymasıdır. Bunu biraz daha açacak olursak, bitkiye eklenen ve bitkide oluşan yeni proteinlerin kendisinin direkt olarak canlıya zarar vermediği düşünülebilir. Ancak bu yeni gen dizisinin, bitkinin doğal yapısı ile olan ilişkisi ve yeni proteinlerin bitki ile olan ilişkileri sonucu oluşan değişiklikler farelere zarar vermiştir.

arpad
Resim-2. Dr. Arpad Pusztai
(http://www.freenetpages.co.uk/hp/a.pusztai/)

Daha sonra dünya çapında çeşitli bilim insanları Dr. Pusztai'ye destek vermişlerdir. 2005 yılında Alman Bilimciler Birliği tarafından ödül almıştır.

İnsan sağlığına olan etkileri uzun vaadede bellirlenmemiş olan GDO ürünler bir çok ülkede insanların mutfaklarına çoktan girmiştir. Sağlık açısından gelecekte ortaya çıkabilecek problemler geri dönülemez olabilir. Çünkü GDO tohumları kullanmaya başlayan çiftçiler yerel tohum bankalarını kaybedeceğinden GDO kıskacından kurtulmak imkansız olabilir. Özellikle GDO tohumların çoğu, ikinci nesilde ekildiğinde doğru şekilde ürün vermemektedir. Bu sebeple çiftçiler her yıl GDO tohum üreticisinden tohum almak zorundadır. Konunun ciddiyeti ve tehlikeleri toplumsal olarak bilinçlenmenin acil olduğu durumunu ortaya çıkarmaktadır.

GDO bitkilerin yarattığı bir diğer tehlike ise doğal bitkiler ile istek dışı çaprazlamaya girmesidir. Yan yana ekilmiş genetiği değiştirilmiş domates ve doğal domates tarlalarını düşündüğümüzde, zamanla yeni genler doğal domates türleri ile çaprazlanarak doğal tohum bankalarını da bozacaktır. Bu sebeple GDO tohumlar kısıtlı olarak bile ekilse doğal tohum bankalarını bozma riski taşır.

GDO tohumların desteklenmesinin ardında yatan gerçek sebep esasında patent alabilmek ile ilgilidir. Bitkilerin gen dizisinde yapılan değişiklikler yani GDO tohum üretimi, yapılan değişikliklerin patentlenmesi hakkını doğurmaktadır. Bu şekilde o ürün üretici izni olmadan çoğaltılamaz. Bu da çiftçinin tohumları saklaması ve diğer sene ekmesini engellemektedir. Zaten tohumlar içerisine konan bazı gen dizileri, üründen elde edilen tohumların verimsiz olmasına sebep olmaktadır. Besinlerimizin tamamı ile patentlenmesi GDO lobisinin gerçek amacıdır. Bu amaca ulaşmak için kademe kademe GDO tohum ekimine geçilmesi için gerekli düzenlemeler uluslararası düzeyde ve yerel düzeylerde yapılmaya çalışılmaktadır. GDO tohumlar pazarda belli bir potansiyele ulaştıktan sonra ise, çiftçiler tarafından yüksek verim tercihi ve daha sık istek dışı çaprazlanmalar sonucu doğal tohum ekimi çok daha çabuk azalacaktır.

Jeffrey Smith'in “Seeds of Deception” (2004) ve “Genetic Roulette” (2007) isimli kitapları GDO tohumlar ile ilgili gerçekleri ortaya koyan önemli kitaplardır. F. William Engdahi'nin yazdığı “Seeds of Destruction: The Hidden Agenda” kitabı tohum sektöründe dönen oyunları ve beraberinde politikaya olan etkilerini ortaya koymaktadır. Özellikle tarımsal GDO ürünlere mahkum olmanın tehlikelerini göstermektedir. Genetik profesörü Marijan Jost bu kitap ilgili olarak şu beyanı vermiştir:

“Eğer biyoteknoloji lobisinin GDO tohumları yayma ısrarının nedenini öğrenmek istiyorsanız bu kitabı dikkatle okumalısınız. Bu şirketlerin nasıl tüm insanlığı kontol altına almak istediklerini ve neden direnmemiz gerektiğini öğreneceksiniz.”

Özellikle devletler, ilaç şirketleri ve tarım şirketleri arasındaki insanları ve ekonomiyi kontrol etme konusundaki birliği öğrenmek istiyorsanız bu kitap size bir çok bilgi verecektir. Esasında William Engdahi'nin bu kitabı GDO tarım ürünlerinden ve ilaç firmalarından öte insanlığı her türlü kaynakları ile sömürmeyi amaçlayan ortak bir güç birliğini ortaya koymaktadır. Bu konuların arkasında yatan gerçekleri öğrenmek isteyen herkese bu kitabı okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum. “Ölümün Tohumları: Genetik Manipülasyonun Gizli Tarihçesi” adı altında Türkçeleştirilmiştir.

dunya-gdoGDO lobisi ve dünyadaki durum

Dünya Ticaret Örgütü (WTO) yiyecek ve ilaçların kullanımı ile ilgili getirdiği düzenlemelere uymayanlara çeşitli cezalar verebilmektedir. Mesela A.B.D'den Avrupaya ihraç edilmek istenen bazı etler hormon içerikleri bakımından Avrupa birliği ülkelerinin sağlık standartlarına uymamaktadır. Bu sebeple Avrupa birliği A.B.D'den gelen bu hormonlu etleri yasaklamıştır. Ancak WTO bu ürünlere uygunluk belgesi verdiği için Avrupa Birliği her yıl yüksek miktarda ceza ödemek durumunda kalmakta ve bu her geçen yıl artmaktadır [1,2]. Bu şekilde WTO kendi uygulamalarını kabul ettirmek için zorlayıcı bir güç oluşturmaktadır. Bu baskıların sonuç verdiği ve Avrupa'nın bazı kısıtlamaları kaldırma yolunda çalışma yaptığı görülmektedir.

GDO'ların zararları ile ilgili bilgiler ortaya konmadan özellikle A.B.D bu ürünlerin kullanımı yaymak konusunda ısrarlı gözükmektedir. FDA kopyalanarak üretilen besi hayvanlarının (inek, tavuk, domuz vb.) satışına etiket uyarısı olmaksızın izin vermektedir. Ayrıca kopyalanmış hayvanların ürettiği sütler de aynı şekilde FDA trafından güvenli olarak kabul edilmiştir [3].

GDO karşıtlığı propagandası

GDO ürünler ile ilgili dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta vardır. GDO ürünler üzerinde araştırmalar yapan, bunları üreten ve bunların dünyada satışının serbest olması için her türlü faaliyeti yapan lobilerin bir yandan çeşitli çevre, tarım ve benzeri sosyal kuruluşlar aracılığı ile gelişmekte olan ülkelerde GDO karşıtlığını yaymaya çalışmasıdır. İlginç gözüken bu durumun açıklaması oldukça basittir. Gelişmekte olan ülkeler kendi içinde bu tip sorunlarla uğraşırken, özellikle tarımsal alanda bilimsel araştırmalar yapılması ve GDO'ların üretilmesi engellenmektedir. Bu esnada ise çok güçlü lobiye sahip olan GDO üreticileri ise istedikleri kanunları uluslararası örgütlere ve devletlere çıkarttırmakla meşgul olmaktadırlar. Sonuçta tarımsal teknolojiler ve genetik bilimi bakımından geri kalan devletler patent yasaları ile korunan GDO ürün üreticilerinin ellerine bırakılmaktadır. Teknolojiye sahip olmak onu uygulamak anlamına gelmemektedir. Mesela klasik bir örnek olarak atom bombası üretebilecek bir ülkenin mutlaka bu bombayı kullanması gerekmez ancak bu her zaman elinde bir güç olarak bulunacaktır. Bunun benzeri bir şekilde, ülke içinde GDO kullanımı kısıtlanabilir ya da tamamen yasak olabilir, ancak bir yandan GDO ürünler ile ilgili araştırmalar yapmak küresel dünya güçlerine karşı bilimsel olarak geri kalınmamasını sağlar. Diğer bir taraftan ise ihtiyaç olunduğunda bu teknolojilerin yabancı devletlerden satın alınması yerine ülke içinde üretilmesini sağlar. Bu konu dikkatten kaçan ancak küresel GDO lobilerinin gizli bir şekilde oynadıkları oyundur.

GDO lobisinin en güçlü şirketlerinden olan Cargill, Monsanto ve Pioneer dünyada GDO ürünlerin ticaretini kolaylaştırıcı faaliyetleri ülkelere kabul ettirmek için çalışmalar yapmaktadırlar. Ayrıca GDO tohum üreten şirketler çeşitli yöntemlerle çiftçilerin GDO tohumları kullanmalarını sağlamaktadırlar, bu yöntemlere bedava tohum dağıtmak da dahildir. GDO üreticileri ve ABD'nin savaş yanlısı lobileri arasındaki ilişki de dünyada yaratılmak istenen küresel sistemin ortaya konması açısından çok önemlidir. Irak ve Afganistan'daki savaşlar ile beraber bu ülkelerin tarımsal üretimleri de kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Temel amaç ülkeleri GDO tohumlara mahkum bırakmak ve kendi otantik tohumlarını kullanmalarını engellemektir. Irak'ta geçici koalisyonun 100 düzenlemesi [4] içerisinde “Patent, Industrial Desgin, Undisclosed Information, Integrated Circuits and Plant Variety Law” isimli 81 numaralı kural [5] incelendiğinde, çiftçilerin sertifikalı tohum kullanma zorunlulukları belirtilmiştir. Genel olarak bakıldığında Irak koalisyon güçlerince kabul edilen düzenlemelerde Irak milletini sömürmek için küresel güçlerin hukuki alt yapı oluşturma amaçları görülebilir. Mesela, düzenleme 39'da kar üreten şirketlerin para transferlerinde vergiden muafiiyeti sağlanmıştır. Düzenleme 17'de yabancı tarafllara ve özel güvenlik şirketlerine Irak kanunları bakımından muafiyet hakkı tanınmıştır. Düzenleme 57 ve 77 ise 100 düzenleme kuralının uygulanması için bakanlıklarda Amerikalı yetkili temsilcilerin bulunmasını sağlamaktadır. Görüldüğü üzere bir milletin elde edilmesi hukuki düzenlemelerle güçlendirilmektedir. Tohum konusuna dönecek olursak, Irak açısından çok değerli olan yerel tohum bankalarını kaybetme riski vardır. Iraklı çiftçiler 1000'lerce yıllık geçmişe sahip tohumları kullandıkları için bu tohum bankasının ikinci dönem hasat vermeyen kısır tohumlar ile yavaş yavaş yer değiştirmesi çok büyük bir hazinenin kaybı demektir. Bu konu ile ilgili olarak Jeffrey Smith'in “Order 81: Re-Engineering Iraqi Agriculture” isimli kitabında şu şekilde bir yorum belirtilmiştir: “PVP (Bitki çeşitliliği koruma sınıfı, yalnız bu sınıftaki tohumlar ekilebilir olacak) sınıfına bir tohumun girmesi için şu kriterlere uygun olmalıdır: yeni, farklı, düzgün yapılı ve kararlı. Iraklı çiftçilerin tohumlarının bu kriterlere uyması imkansızdır”. Yine 81inci düzenlemede yetkililerin uygunsuz tohumları yok etmesine izin verilmektedir. Irak'taki bu yaklaşım aynı şekilde Afganistan'da da görülmektedir. Normalde soya yetiştirilmeyen Afganistan'da kötü beslenmeye karşı mücadele adı altında soya ekimi planlanmaktadır. Amerikan Uluslararası Kalkınma Ajansı tarafından desteklenen ve Nestle tarafından kurulan Uluslararası Beslenme ve Eğitim (Nutrition and Education International-NEI) organizasyonu Afgan çiftçilere soya fasülyesi ekmesini öğretmektedir. NEI organizasyonu, Amerikan Soya Birliği (American Soybean Association-ASA) tarafından desteklenen, Dünya İnsan Sağlığında Soya İnsiyatifi (World Initiative for Soy in Human Health-WISHH) organizasyonu ile bağlantılıdır. WISHH organizasyonu, Kuzey Amerika Miller Birliği (North American Millers' Association-NAMA) ile çalışmaktadır. NAMA üyeleri ise ADM, Bunge Milling ve ConAgro gibi dünya devi olan tarım şirketlerinden oluşmaktadır. NEI organizasyonu Afganistan'da Stine Tohum ve Gateway Tohum şirketleri ile çalışmaktadır. Bu şirketler genetiği değiştirilmiş soya ve çeşitli kimyasal ilaçlar üretmektedirler. Afganistan ve Irak'ta tarım alanında yaşananlar ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için “The soils of war”[6] isimli önemli incelemeyi kaynaklar kısmından tıklayarak okuyabilirsiniz. Afganistan'daki haşhaş ekimi ve dolayısı ile yerli halkın ve terörist olarak adlandırılan grupların eline ekonomik güç geçmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu duruma karşı Amerikan politikacıları ile beraber çeşitli uluslararası tohum firmaları bölgede haşhaş yerine genetiği değiştirilmiş tohum ekimini teşvik etmektedir. Afgan ve Amerikan yetkilileri beraberce çiftçinin buğday ve diğer tarım ürünlerini ekmesi için çalışmalar yapmaktadır. Eğer çiftçi bu teklifi kabul etmezse Afgan ve Amerikan yetkilileri tarlaları yakmak hakkına sahiptir. Daha sonrasında çiftçi mecburen bu yeni tohumları ekmek durumunda kalmaktadır. GDO tohumlar ise ilk ekimde ücretsiz olarak çiftçiye verilmektedir. Benzeri sorunlar Güney Afrika'da da görülmektedir. Özellikle küçük üretici üzerinde GDO tohumlara geçilmesi için baskı uygulanmaktadır. Güney Afrika tarım bakanlığı ilk başta çekici gelen destekler vererek çiftçiyi GDO tohum kullanmaya teşvik etmektedir. GDO tohum ekilmesi karşılığında çiftçiye, banka kredisi desteği ve kazançta artış vaad edilmektedir. Özellikle ekonomik zorluk içindeki çiftçi bedava tohum desteğine karşı fazla direnememektedir. Güney Afrika'da 1997 yılından beri GDO ekimi “Genetically Modified Organisms Act.” düzenlemelerine tabidir. Genetiği değiştirilmiş mısır, pamuk ve soya ekimi ticari amaçlar ile yapılmaktadır. Güney Afrika'da GDO ürünlerin etiketlenmesi de mecburi tutulmamıştır. Monsanto gibi uluslararası büyük tohum firmaları Güney Afrika ile ticari anlaşmalar yapmaktadır.


Tohum Canavarı Monsanto


Monsanto şirketi iletişim müdürü Phil Angell'in New York Times gazetesine bildirdiği şu cümleler bu tip şirketlerin gerçek amaçlarını açık bir şekilde ortaya koymaktadır: “Monsanto biyoteknolojik besinlerin güvenilirliğini teyit etmek zorunda değildir. Bizim ilgimiz olabildiğince fazla satış yapmak üzerindedir. Güvenilirliği test etmek FDA'nın (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) görevidir” [7].

6 Ekim 2000 tarihinde, Monsanto Inhouse Bülteni'nde yayınlanlanan şu ifadeler, politika ve GDO lobisi arasındaki sıkı ilişkiyi bize göstermektedir: “Tarımsal biyoteknoloji endüstrisi gelecek yıl Beyaz Saray'da, Kasım seçimlerinde hangi adayın kazandığından bağımsız olarak bir destekleyici bulacaktır”.

Politika ve Tohum şirketleri arasındaki ilişkilere bazı örnek kişiler:

Josh King: Eski Beyaz Saray yetkilisi, daha sonra Monsanto Washington D.C ofisi küresel iletişim müdürü görevine gelmiştir.

Clayton K. Yeutter: ABD Tarım Bakanlığı sekreteri. Mycogen firmasında yönetici kurul üyesi görevinine getirilmiş. Mycogen fiirması bitki biyoteknolojisi ve GDO ile ilgili araştırmalar yapmaktadır.

Terry Medley: ABD Tarım Bakanlığı Hayvan ve Bitki Sağlığı Takibi Servisi'nde görevli. Biyoteknoloji Konseyi'nde ise başkan yardımcısı. FDA Besin Tavsiye Komitesi üyesi. Daha sonra Dupont firmasının tarım bölümünde yetkili olarak çalışmaya başlamıştır.

Micky Kantor: ABD Ticaret Bakanlığı sekreterliği ve ABD Ticaret Temsilciliği görevlerini yürütmüştür. Monsanto yönetiminde çalışmaya başlamıştır.

Linda J. Fisher: ABD Çevre Koruma Dairesi'nde yetkili olarak görev almıştır. Monsanto Halkla İlişkiler başkan yardımcılığı görevinden sonra, Dupont firmasında görev yapmakta.

William D. Ruckelshaus: ABD Çevre Koruma Daire'sinde çalışmış ve Monsanto yönetiminde bulnmaya devam etmektedir.

Lidia Watrud: Monsanto fiirmasında mikrobiyal biyoteknoloji alnında araştırmacılık yaptıktan sonra ABD Çevre Koruma Dairesi'nde görev almıştır.

Margaret Miller: Monsanto fiirması teknik danışmanılığı yapmış ve FDA'da müdür olarak görev almıştır.



Kaynaklar