Canlılar aslında klasik kaos teorisindeki garip çekerlerin bir yansıması gibidir. Bu, düzene yatkın gözüken canlı yapıları, içerlerinde tüm evreni kapsayacak bir kaos sistemini barındırırlar. Dolayısı ile canlılar içlerini keşfettikçe evreni keşfetmiş olurlar. İçsel keşif ise evrenle bütünleşmeye yakınlaşmaktır, yani evreni keşiftir.  Bu bakımdan evrenin sırlarını anlamak için çok uzaklara gitmemize gerek yoktur. Kendimizi keşifte ise karşılaşılan en büyük zorluk kalıplardan ve sınırlardan kurtulabilmektir. Her türlü kültürel baskıdan kurtulunsa bile, biyolojik bariyerleri aşıp etrafımızı saran enerji ile iletişim kurmak için bazı yardımlara ihtiyacımız vardır. Bu da insanlık tarihi boyunca bize bitkiler tarafından verilmiştir. Bilinç açıcı olarak tanımlandırabileceğimiz bu bitkilere psikedelik veya entojen bitkiler denir. Bilinçte değişim yaratarak, ruhani ve mistik olarak tanımlanan deneyimler yaşatırlar. Bu bir keşif süreci olduğundan başlangıçta bir çok farklı şeye yorulması mümkündür. Ancak zamanla bu mistizm ve ruhani bakış açısı yerini evrenin işleyişini anlamaya bırakır.
İnsan aklının gelişim sürecine temel etkiyi, psikedelik maddeler yapmıştır. Özellikle bilincin oluşumu ve kendi kendini fark etme, dolayısıyla da etrafı fark etmek, psikedelik maddelerin kullanımı ile gelişmiş bir süreçtir. Ancak toplumların daha sonraları içine girdikleri kontrole dayalı baskı ve manupilasyon süreci içinde, kendini keşfetme ve bilincin yükselme durumu yarım kalmıştır, hatta gerilemiştir. İşin ilginç tarafı ise insanların zararsız psikedelik maddeler yerine, bağımlı kılındıkları alkol, sigara, şeker gibi maddelerin egemen kesimlerce teşvik edilmesidir.

İnsanın özüne ve doğasına ulaşmasını sağlayacak olan bitkisel psikedelik maddeler olmadan insanlık tam bir yüksek algı durumuna kavuşamaz. Dünyayı ve evreni sadece günlük olarak kullandığımız beş duyumuzla keşfetmemiz imkansızdır çünkü bu duyuların gelişiminin amacı bu değildir. Ancak gerçek bir bakış ile dünyamızı anlayabiliriz, bunun için ise beynin özgür bırakılması gereklidir. Hepimiz üst bir bilincin parçalarıyız ancak çoğumuz bunun farkında bile değiliz. Çok azımız bu bilinç bütünlüğünün farkına varmış ve onu anlamaya çalışmaktadır çünkü tabular ve yasaklar bunu engellemektedir. Mesela, bu kısıtlamalardan uzakta şaman denilen kaşifler vasıtası ile, dünyanın gerçek işleyişini gören toplumlar esasında insan bilincinin gelişiminde çok önemli rol oynamışlardır. Şamanlar içinde bulunulan gerçekliği de beraberlerinde alarak, bütünlüğe yani hem sona ve hem başlangıca ulaşabilmiş kişilerdir. Böylece içgüdüler ve beyin, üst bilinçten bilgi alarak daha ileri bir bilinç seviyesine doğru ilerleme imkanı bulmuşlardır. Bu deneyimlerin toplum ile paylaşılması kültürel ve bilinçsel yapıların daha evrensel hale yaklaşmasını sağlamıştır. Şamanizm bilindiği şekilde bir din değildir. Entojenik bitkilerin üst bilince ulaşılmada, dünyayı ve evreni keşifte kullanılmasına dayalı teknikleri içeren bir deneyimdir. Gerçeklerin keşfidir, sabitlik yoktur, değişen evrene ayak uydurmaya ve onu keşfetmeye dayalıdır. Burada psikedelik madeler algı sınırlarını açıcı görev üstlenirler. Bu sınırlar açıldığında, bir kimse artık baskıya, toplumların kontrolüne, canlıların gereksiz yok edilmesine, kadınların ezilmesine ve bunlar gibi insanın gerçek doğasına uymayan hiçbir şeye gözlerini ve aklını  kapayamaz.  Şaman burada önden giden bir kaşif niteliğinde davranarak insanlığın gözlerini açmasını sağlayan bir savaşçı olarak davranır. Doğanın bize verdiği temel mesaj şudur, evrenin dansına uyun, bölünmüşlükten kurtulun ve birlik olun. Çünkü her şeyin özü aynıdır, o da bütünün kendisidir. Evrenin ritmini yakalamak için ise beynin, yani aklın mutlak özgürlüğü gereklidir bu da sonucunda özgür ve gerçeklerle bütünleşen bir bilince ulaşmayı sağlar.
İnsanlığın özgürleşme sürecinde en önemli engel, kendilerine neyin doğru neyin yanlış olduğunu dikte eden toplum ve devlet yapılarıdır. Özellikle devletler bu yönlendirme ve baskılarına destek olarak bilimi, dini ve diğer araçları manipüle ederek insanlara sunarlar. Ancak bu baskı sonsuza dek süremez. İnsanlığın tekrar doğmaya ihtiyacı vardır. Evrenin temel işleyiş yapısı olan döngü sürecinin bir parçası olarak, insanlık binlerce yıl öncesine, halen beraber ve özgür yaşayabildikleri zamanlara geri dönecektir. Bu önüne geçilemez bir olgudur. İnsanların beyinleri kontrol edilse bile molekülleri buna izin vermez, molekülleri kontrol edilse bile atomları izin vermez, atomları kontrol edilse bile bizi birbirimize bağlayan temel enerji izin vermez. Ancak evrenin bu çağrısını duymak, bu ritime uymak için aklın sınırları psikedelik deneyimler ile ortadan kaldırılmalıdır. Aksi halde sonsuz bir kölelik döngüsüne mahkum oluruz ve özümüzü reddederiz. Bu da sürekli mutsuzluk ve acıyı beraberinde getirir. Burada insanlığın karşı karşıya olduğu kesim her türlü ekonomi ve manupilasyon gücü ile donatılmış haldedir ve insanların uyanmaması için her türlü planı uygulamaktadırlar. Toplumların televizyon, medya ve tüketim ile uyutulduğu bir çağda yaşıyoruz. Bunlar gerçek uyuşturuculardır. Uyuşturucular insanları kendilerine kontrol şansı tanımadan yönlendirir. İnsanlardan saklanan psikedelik yani bilinç açıcı maddeler ise tersine insanların kendilerini ve evreni keşfetmelerine yardım eden bağlantı sağlayıcılardır. İnsanı aradığı yerlere götüren araç gibidirler. Bu da baskı gruplarının istemediği durumdur. Psikedelik maddeler neden yasal değil? Çünkü toplum için tehdit oluşturuyor, nasıl ki kadınların hak elde etmesi tehdit ise ve nasıl ki fikirlerin açıkça anlatılması tehdit ise. Bu düşünceye sahip egemen düşünce ne yazık ki gerçeklerden çok uzaktadır. Binlerce yıldır bir çok kültür, bitkilerin kullanımı ile kendilerine yol bulmuştur. Bilinç düzeyinin arttırılması, barışçıl ve özgür bir dünyada yaşamak için, bize binlerce yıl yol gösteren bu bitkilere ihtiyacımız vardır.