 |
Soyunu sürdürebilmek temelde hayatın tek amacıdır. Bu durum evrenin dönüşüm ilkesinin bir yansımasıdır. Soyunu sürdürebilmek burada sadece çocuk sahibi olmak anlamına gelmiyor, fikri olarak veya yaptıkları ile de sonsuza dek kalmayı istemek (bilinçli ya da değil) aynı kapsama girer. Seks ise aslında bu amaca hizmet eder, bu yüzden belli aralıklarla yapılabilmesi için zevkli bir olay olarak gelişmiştir. Mesela budist rahiplerin veya inzivaya çekilen kişilerin burada yapmak istediklerinden biri bu içgüdüyü, insan beynini kontrol ederek yok etmektir. Ancak molekül veya enerji düzeyinde yine soyunu devam etirme ilkesine ulaşmaya çalışırlar. Çünkü evrenin sırrını ararlar ki bu da bütünlüktür, böylece bütünlük içinde sonsuza dek var olmayı amaçlarlar.
Evrenin temel felsefesi olan dönüşüm ve değişim, çiftlerin bir dansı olarak hayatımızda görülebilir. Kadın ve erkeğin, zıt ama birbirini tamamlayan hali buna çok iyi bir örnektir. Tüm evren değişik ritimler ve frekanslar ile titreşmektedir, biz ise danslarımızda ve seksimizde bu titreşimi yakalamaya çalışırız. Fakat farklı tireşimler birbirini etkiler bu yüzden hiç bir çift yapılı parça sonsuza dek beraber kalamaz, yeni bir titreşim alanına girip orada evrenin ritmini yakalamaya çalışır. Esasında tek eşlilik evrenin tabiatına uygun bir durum değildir. Ancak sosyal yapıların ve toplumların gelişiminde bazı baskılar sonucu tek eşlilik yaşatılmaya çalışılmaktadır. Tek eşlilik beraberinde erkeğin hegomonyasını ve devamında da toplumsal baskı düzenini getirmiştir. Evrenin doğasındaki değişim, beraberinde farklılığı da getirir. Çünkü evrende hiçbir zaman aynı anda ve aynı yönlere değişim gözlemlenmez. Bu değişim ilkesini anlayan herhangi bir kimse, tek eşliliği savunduğunda bir ikilem içerisine girmektedir. Ancak bu duruma şöyle de bakılabilir. Beraber olan çiftler, değişimi kendi ilişkilerinde devamlı kılabilirler. Zaten bu da monoton olmayan ilişkilerin neden daha uzun ve sağlıklı olduğunu açıklar. Tabiki bu uygulaması zor bir iştir ve zorlama var ise boş yere uğraşmamak gerekir.
Bizi birbirimize bağlayan çekici güç sevgidir, sevgi evrenin çift olma isteğinin canlı boyutunda bir yansımasıdır. Fakat bu yapıştırıcı gücü sadece çift ilişkilerinde değil, daha evrensel olarak kullanmayı becerebilmek ise insana özgü bir davranış biçimidir. İnsan, doğası gereği özgür olmak ve özgürce erotizmi yaşamak ister. Dans ve seks insan doğasının merkezindedir. Bunu, toplumların baskı düzenine geçmediği, ataerkilliğin oluşmadığı, mülk kavramının olmadığı ve ortak yaşamın hüküm sürdüğü zamanlarda görebiliriz. Halen bazı Afrika yerlilerinin yaşattığı ve modernizmin öldürmeye çalıştığı özgür dans ve erotizm dolu yaşam aslında bizim geleceğimizdir. Geleceğe doğru attığımız her adımda yolumuz daralmakta ve prangalara vurulmakta olan toplumlar oluşmaktadır. Bunun sonucunda insanın özündeki bu değerler çok daha yozlaşmış ve insani olmayan şekillerde ortaya çıkmaktadır. Ancak toplumlar yavaş yavaş uyanacak ve geçmişe dönüş yaşayacaktır, bu kaçınılmaz görünüyor.
|
 |