 |
Şamanizm dünyada var olan bir çok düşünce sistemi ve din üzerinde etki bırakmıştır. Budizm, Paganizm, ve kitabi dinler bunlardan bazılarıdır. Ancak özellikle Hristiyanlığın yayılması ile şamanizm büyük bir baskı ile karşılaşmıştır. Mesela Güney Amerika’da İspanyol kolonicileri bir çok yerel kabileyi katletmiş ve misyonerlik ile eski kültürlerin izlerini yok etmeye çalışmışlardır. Daha sonra ise şamanizm toplumlarda büyücülükle eş görülmeye başlanmış ve geri bir din inancı olarak görülmüştür. Şu an şamanizmi yaşatan halklar daha ufak gruplar halinde yaşamaktadırlar ve yok olma tehtidi ile karşı karşıyadırlar.
Şamanizm uygulamalarında şaman evrendeki enerjinin titreşimler dünyasına dalar. Şamanlar zaten normalde hassas kişilerdir. Bir de beynin kimyasal olarak bariyerlerinin ortadan kaldırılması, şamanın tam bir trans durumuna girmesine sebep olur. Şamanların küçükken epilepsi benzeri nöbetler geçiren kişiler olması yaygın bir durumdur. Bazı epilepsi hastaları bilindiği üzere nöbet esnasında bir takım şekiller ve renkler görebilirler, bu nöbetin beynin hangi bölgesinde olduğuna bağlıdır. Epilepsiyi beyindeki kontrolsüz kısa devreler gibi düşünebiliriz. Şaman özellikle bazı entojenik bitkiler kullanarak bir nevi epilepsi nöbeti içine girerler. Tabiki bu tam olarak böyle değildir. Şaman kendinden geçse bile içinde bulunduğu durumu keşfetme ve hatta yönlendirme gücüne sahiptir. Trans halini inceleyecek olursak, bu halde beyin 5 duyusundan bağımsız, kendisi bir alıcı olarak davranır. Bu durumda şaman, bir hastanın yaydığı düzensiz frekansları algılayabilir ve hastayı kurtarmak için farkında olmasa bile yaptığı ayin esnasında bir takım düzenleyici frekanslar yayar. Bunlar da hastanın vücudu ile etkileşime girer. Çoğu hastalık zaten düşünsel kökenlidir yani insan duyguları ve morali ile ilgilidir. Geriye kalan mikrobik kökenliler ise güçsüz bir beyine ve sağlıksız bir vücuda sahip kişilerde görülür. Düşünsel kökenli hastalıklar, içinde bulunulan duygular yüzünden beyinden yayılan kötü dalgaların vücut organlarında da işleyiş problemi yartmasına sebep olurlar. Bu durumda beynin yaydığı frekansların değişmesi hastalığın çözümü olacaktır. Öte yandan mikrobik boyut kazanan hastalıklarda bir takım bitkisel ek tedavi yöntemleri mikrobun vücuttan atılmasını sağlar. Hatta bazı durumlarda şaman yaydığı frekanslar ile mikropların ölmesini sağlayabilir. Bazı frekans dalgalarının mikropları öldürdüğü deneylerle görülmüştür. Özellikle Royal Raymond Rife’ın yaptığı ve baskılanan deneyleri frekansların ne kadar önemli olduğunu gösterir. Günümüzde görülen şamanizmde inanılan ruhlar dünyasının, aslında her canlının yaydığı kendilerine özgü enerji ve frekans dalgaları olduğunu söyleyebiliriz. Dünyada gezen ve yayılan dalgalar trans halindeki şamanın beyninde bir ışık şöleni halini almaktadır. Öyle ki Güney Amerika şamanları, ayahuasca adlı entojenik içkiyi içtiklerinde tüm evreni harika bir ışık şöleni halinde gördüklerini söylerler. Burada farklı insanlarla, hayvanlarla hatta bitkilerle iletişim kurabilmektedirler. Bu da radyo alıcısı gibi davranan beynin, tüm sınırlarını kaldırdıklarını gösterir.
Şamanizmi incelerken dikkat edilmesi gereken nokta dünyanın farklı yerlerindeki şamanların ortak özellikleridir. Temelde hepsi hastalıkları tedavi eden, toplumda düzensizlik yaratan etkenleri gideren kimselerdir. Hepsi trans haline geçebilmektedirler. Ruhlar aleminden söz edilir ve bu alem iyi ve kötü ruhlardan oluşur. Her şaman toplumunun kendine has entojenik bitkileri vardır ve bunlar halusinatif trans haline geçişte kullanılırlar. Şamanlar toplumlarda saygı duyulan kişilerdir ve iyi bir bitki bilgisine sahiptirler. Bunun sonucunda da bitkisel tedavi yöntemleri uygularlar. İyi ve kötü ruhlar evrendeki birbirine zıt çiftleri temsil eder. Şimdi yukarıdakileri düşünürsek burada temel noktaların trans haline geçilmesi ve bitkisel tedavi yöntemleri olduğunu görürüz. Çünkü bunlar olmadan şaman olmaz. Trans hali algıda açılmayı ve sınırları kaldırmayı temsil eder ve çoğunlukla belli bazı bitkiler vasıtası ile yapılır. Bitkisel tedavi ise bitkilerdeki kimyasalların insan vücudundaki etkilerini temsil eder. Bu toplumlarda şamanlar en saygın konumda olduklarından ve tüm insanlığın geçmişi şamanizmden geçtiğinden bazı ilginç sonuçlara varabiliriz. Bu durumdan anlaşıldığı üzere bitkilerin insanın dünyayı tanımasında ve insan bilincinin gelişmesinde en büyük rolü oynadığını söyleyebiliriz. Tabiki insanlar entojenik bitkilerle olan ilişkisine bir takım duygusallıklar ve yaratıcılıklar katarak bunu bazı hikayelerle süslemişlerdir. Böylece içinde bulunulan coğrafi konuma, çevre şartlarına, şamanın kişiliğine ve başka diğer etkenlere göre çeşitli şamanizm biçimleri ortaya çıkmıştır. Fakat işin özü değişmemektedir. Her şekilde beynin algı dünyasının sınırları ortadan kalkmakta ve beyin pasiflikten aktif bir konuma geçmektedir. Bu da kuantum düzeyinde evrenin sırlarına ulaşma ve ona hükmetme gücünü bu yöntemi uygulayan kişilere vermektedir.
Canlıların DNA’ları fotonlar yayan moleküllerdir, ayrıca canlı proteinleri ve diğer yapıları foton yayabilir, buna biyofoton denir. İlk olarak 1923’de Rus bilim adamı Profesor Alexander G.Gurvich tarafından tespit edilmiştir. Bunlar elektromanyetik spektrumda dalgalar yayarlar. Yapılan araştırmalar ile bu ispatlanmıştır. Bu yayılımın gücü çok düşük, yayılan foton miktarı değişken ancak aralıkları sabit olarak tespit edilmiştir. Bu da çok zayıf bir lazer ışını benzeri davranıştır. Ancak bu konu halen kesinlik kazanmamıştır. Fakat farklı harmoniler içeren, bununla beraber sabit aralıklarda foton yayan emisyonların olması da sonucu değiştirmemektedir. Lazer görsel kortekste parlak renkler, hologram benzeri etkiler ve ışıldama etkisi yaratır. Ayahuasca kullanan kişilerin ve şamanların tasvirleri gördükleri şekillerin çok parlak ve doygun bir halde olduğunu işaret eder. Ayahuasca etkisi altındaki şamanların beyinlerinin, DNA’ların yaydığı fotonları algılayabilecek düzeyde hassaslaştığı büyük bir olasılıktır. Bir şaman konsantre olarak kişinin hangi bölgesinde ne tip bir hastalık olduğunu anlayabilir. Burada işleyen mekanizma hastalıklı dokuların veya mikropların yaydığı farklı frekansların algılanmasıdır ve vücudun geneline göre farklı olmasıdır. Aura denilen, insanı çevreleyen enerji kümesi, bu biyofotonlar ile vücudun ve beynin yaydığı diğer frekansların bir etkileşimi olarak düşünülebilir. Auradaki değişimler ise frekanslardaki değişimlere karşı gelir. Mistik olarak tarif edilen bir çok olay esasında bilimin keşfetmekte geciktiği veya görmezden geldiği evrenin işleyiş biçimidir. Bilimsel açıklamalar olmadığı için insanlar bu durumları çeşitli hikayele çevirmiştir.
Bilimsel bakış açısı, geçmiş tecrübeleri değerlendirmek ve onlardan yardım almak zorundadır. Sadece şamanizmin incelenmesi bile bize bir çok alanda ilerleme imkanı verir.
|
 |